#1  
Alt 05-15-2013, 08:49 AM
spider - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spider Offline
adminitrator
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 3,285
spider - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart kadın mahpusların hapishane dövmesi

Kitaplaştırma aşamasında olan bu yazı dizisinin amacı Türkiye’de öyle yada böyle fenomen olan hapishane dövmelerini genel olarak araştırmak, ayrıntılarını arka perdesini ortaya çıkarmaktı. Hep bahsedilir ‘Hapishane Dövmesi’ diye. Birinin kolunda acemice yapılmış tek renk (lacivert, yeşil, siyah, karışımı tek bir renk) dağınık ve kötü bir çizimli dövme gördüğümüzde ilk akla gelendir, ‘’hapishane dövmesi mi bu? ‘’ diye sormaya çekindiğimiz. Çünkü hapishane dövmesi olduğunu öğrendiğimizde sadece dövmenin künyesini değil, karşımızdaki kişinin bir zaman hapiste olduğu gerçeğini de öğreneceğimizden, bu gerçekle karşılaşmak istemediğimizden (acaba hangi suçtan yatmıştı?!!), veya gizli korkumuzdan (karşımızdaki potansiyel bir suçlu, belki bir katil, psikopat veya uyuşturucu müptelasıydı), dolayı soramayız.
İyi de neydi bu hapishane dövmesi? Özelliği neydi? İn miydi, Cin miydi? Yoksa sadece karanlık bir dünyaya ait insanların karanlık dövmeleri miydi?
Dışarıdayken (bu kitap hazırlandığı süreçte siyasi nedenlerle 1 yıldır cezaevindeydim ve en az 1 yılım daha vardı çıkmama) dövme sanatçısı olmamdan dolayı hapishane dövmesi yöntemini merak etmeme rağmen böyle bağımsız bir kitap hiç düşünmemiştim. ‘Dövme’ başlığında her yönüyle bir dövme araştırması olabilirdi. Ancak sürpriz bir şekilde cezaevine girince çalışmamın yönü doğal olarak önce ‘Hapishane Dövmeleri’ne odaklandı, ardından da ‘kadınların yaptırdığı hapishane dövmelerin’ odaklandı. İnsanın içinde bulunduğu mekân daha önce fark etmediğin detayları yaşamına soktuğu için araştırmanın daralması konu daralması yaratmıyor, tam tersi daralan ya da merkeze alınan bir noktanın tüm zenginliklerini ve ayrıntılarını aktarma fırsatı veriyormuş. Evet, mekan ve çalışma bu şekilde kendini bütünleyince benim çalışmam da ana konusunu buldu ve konumuz ‘Hapishane de kadınların yaptırdığı hapishane dövmeleri’ oldu.
Konumuza tam girmeden önce kendimle ilgili de küçük bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum. Okurun, daha kitabı incelemeden yazarın cezaevinde olduğunu bilmesi belli bir önyargı oluşturabilir (bizim gibi yargısı bol bir toplum düşünüldüğün de) diye düşünüyorum. Yaklaşık 15 yıl önceki bir siyasi davanın bozulup yükseltilmesi ve bu durumda benim devlete borçlu kalmam (yatacağım yıllarla!) sebebiyle hiç beklemediğim bir zaman ve ortamda hapishaneye getirildim.
Ülkemizde, başbakanından çeşitli mevkilerdeki önemli liderlerden, yıllar sonra iade-i itibar yaptığımız dünyaca ünlü sanatçılardan, şair ve yazarlardan, baklava çalan çocuklara ve kaza ile cezaevlerin de yıllarca yattıktan sonra ‘’pardon’’ denilerek salınan yurdum insanlarına kadar hepimizin ya birebir ya da bir yakınının mutlaka hapishane kapılarından içeriye, dış dünyadan ‘içerisi’ denilerek içleştirilmiş iç dünyaya girdiği sıradanlaştırılmış bir hapishane dünyasından bahsediyoruz aslında. Ama bu kadar sıradan biçimde yaşamımızda değilmiş gibi de tiksinir, korkar ve çekiniriz hapishane gerçeğinden.
İşte bu gerçekle ben de yüzleşince (şaşırmadan) hapishane sürecimi de değerlendirmek adına zaten yapmayı düşündüğüm çalışmanın bir parçasını tam sorunun merkezinde başlatmaya karar verdim. Kadın cezaevinde kadın hapis dövmeleri. Yani karanlık dünyanın (!) tahmin edilmeyen, yakıştırılmayan ya da kabullenilmediğinden, görmezden gelinen bir arka planda duran yanını, yani kadınların dövmelerini ele aldım. Aslında konunun bir kadın meselesi olarak algılanmasını istememiştim ama burada konu öyle bir çekim merkezi oldu ki, dövme ve kadınların sesi birbirine karıştı. Cezaevine girdiğimde (Ekim 2007) uzunca süre adli tutukluların (siyasi sebep harici suçların hepsine verilen genel addır. ‘Adli suç’ yada ‘Adli Tutuklular’ tanımı) arasında kaldım ve gördüm ki dövmesiz kadın neredeyse yok gibi, 10 kadından 7 – 8’i dövmeli!…
Benim mesleğim dövmecilik olduğu ve yıllarca kadın üzerine bireysel çalışmalar yaptığım halde kadınların bu kadar çok dövmeli olmasına ben bile şaşırdım yani şunu demek istiyorum ‘kadın meselesi’nde hassas birisi bile dövmeli kadın olgusunu, olmaması gereken bir şeymiş gibi şaşkınlıkla karşılıyordu. Tabi son yıllarda artan dövme trendi açısından bakmıyorum. Cezaevindeki kadınlar, özgür yaşamda hiçbir şekilde ve hiçbir zaman dövme yaptırmayı düşünmemiş ve bir daha (belki de asla) düşünmeyecek kadınlardı. İşin ilginç yanı bu kadınların çoğu evli ve en az 1-2 çocuğu var. Ve yine çoğu her ne sebeple cezaevinde olursa olsun, evindeyken ev hanımı, yani bildiğimiz aile kurumunu en mutaassıp üyelerinden birisiydi.
İşte bu nedenle kadınların bu kadar çok dövmeli olması ve kadınlar arasında yaygın olması beni çok şaşırttı. Ve ilk tepkim (genel toplum tepkisi gibi) normal ailesi olan kadınların cezaevinde kötü koşullarda (dövmenin yapılma şekli, malzemesi vb.) neye benzediği belli olmayan kötü dövmeleri yaptırmaları ve yapmalarının olası olmadığını düşünerek oldu. Ama arka perdeleri açtıkça her zaman olduğu gibi sadece bize sunulan bakış açısıyla ve aynı zamanda bizlerin de küçümseyici, yukarıdan bakan, kendini her şeyin üstünde gören entelektüel egolarımızın dışında başka gerçeklerin olduğunu gördüm. Ve biz kendi ego duvarlarımızın üzerindeyken başka gerçekler, yaşanan hayatlar vardı ve işin ilginç tarafı biz onları umursamıyorken onlar da sizi umursamıyordu zaten. Hatta varsa bile söylevlerimizin en ufak bir değeri bile yoktu, hepsi havada asılı boş balonlardı. Onlar zaten kayıp, zaten dışlanmış, yok sayılmış yaşamlardı, kaybedecek bir şeyleri yoktu.
Bu kadınların hemen hepsi özgür yaşamlarında bir anneanne, anne, kız kardeş, sevgili, kız çocuğu olarak toplumsal rollerdeydi. Bir aileleri vardı hepsinin. Kimilerinin suçları (ya da hepimizin toplumsal suçları da diyebiliriz) belki bile isteye ahlaklı-ahlaksızdı(!). Yasadışı yasa içiydi ki, bu kavramlar bile kendi başına sorgulama gerektirir. (yasal erklerin de yasadışı vasıfları tarih boyunca olmuştur ama erk sahibi olduğu için çoğunlukla suç sayılmamış ya da çabuk unutulmuştur). Sonuçta burada toplanan kadınlar birtakım davranışlarından sorumlu olsalar da özgür yaşantılarındayken, sokakta rastladığımız herhangi kadından biriydi. Komşumuzdu, arkadaşımızdı, akrabamızdı, tanıdığımız herhangi biriydi. Hapishanedeki kadınların dövme ile tanışmaları da çoğunlukla yine hapishane ile başladı. Hapishaneye düşmüş kadınların birde dövmeli olması toplum tarafından tamamen dışlanması için iyi bir önyargı sebebidir. Hele birde gelir düzeyiniz orta düzeyin altında ise, doğru dürüst okul yüzü görmemişseniz ve bu durum yarı cahil sayılmanız için yeterli önyargı sebebiyse, hapishanede dövmelenmiş bir kadına toplumun nasıl baktığını, bakacağını öncelikle kendi düşüncenizden yola çıkarak düşünün. Ne dersiniz? Ne derler? Ne düşünülür? Psikopat mı? Serseri mi? Orospu mu? Uyuşturucu batağına düşmüş biri mi? Karanlık işler çeviren (gasp vb.) çetelerin içinde karanlık bir kadın mı? Dışlanmış azınlıklardan Çingeneler için kullanılan, artık küfür niyetine söylenen ‘Çingene’ damgası mı? Hepimiz biliyoruz ki bu kadınlara düşmüş muamelesi yapanların sayısı oldukça kabarıktır. Yine hiçbirimiz bilmeyiz ki cezaevindeki kadınlar cezaevi öncesinde de, cezaevinden çıktıktan sonrada dövme’yi düşünmemişti, düşünmüyordu. Ne oluyordu da kadınlar cezaevine girince dövme yaptırıyor, dövmeleniyordu? Bu soruyu ilerleyen satır ve sayfalarda cevaplayacağız. Birde erkek mahkûmların (hapishane söylemiyle mahkûmlar !) durumuna bakarsak onlar açısından her zaman olduğu gibi daha makul bakılan bir durum söz konusuydu. Erkek dışarıda da (her ne kadar onlar üzerinde de toplumun çizdiği rollerden dolayı baskılar olsa da) isterse dövme yaptırma cesareti gösterir ve bunu ailesine de, arkadaşlarına da rahatlıkla övünerek anlatır. Dışarıdayken bu özgürlüğe sahip erkek, içeride yani hapishanede yaptırdığı dövmeden dolayı çok ekstra bir muameleyle karşılaşmaz, tabii kendi grubu, ailesi ve çevresi açısından. Söylemi, anlamı ve görüntüsüyle basit ve bayağı bulunan dövmeler, kadında olduğu kadar erkekte de dışlanma baskısı yaratır ama bu hiçbir zaman bir kadını dışlamakla aynı değildir. Kadın her zaman daha çabuk ve daha kolay atılır toplumdan.
Dışarıdayken yani özgürken baskılar içinde yaşayan kadın cezaevine girdiğinde gerçek kırılmalarını yaşamaya başlar. Toplumla arasındaki sözleşmeler parçalanır, ailesinin çoğu onu terk eder (aynı durumdaki bir erkeğe yapılmadığı kadar) yalnız kalır, parasız ve neredeyse kimsesiz… Özlem, isyan, öfke birbirine karışır ve artık son sözlerinden birini vücuduna işler. Özgürken de özgür olmayan kadın yine de alıştığı toplumda rollerine suskunlukla devam ediyorken, cezaevine girdiğinde durum değişir. Çünkü herkes ona suçunun dışında cinsiyetinden dolayı da sırtını çevirmiştir. Cezaevinde sohbet ettiğim birçok kadının söylemiyle ‘’bizim çevremizde cezaevine girmiş hiç kadın yoktu ben ilk oldum, ailem herkesten sakladı benim burada olduğumu, diyorlar ki; hiç kadın kısmı cezaevine girer mi?’’. Bu sözler, kadının suçunun dışında da yargılandığını gösteriyor.
Bundan sonra cezaevine giren kadının son noktası olur artık kimseden korkusu yoktur, kimseye hesap verecek durumu yoktur zaten sahip çıkanı da yoktur.

YAZININ DEVAMI AŞŞAĞIDADIR
__________________
Dream Tattoo & Piercing
sorularınız için
0216 347 59 53 -0532 417 17 89
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 05-15-2013, 08:50 AM
spider - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spider Offline
adminitrator
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 3,285
spider - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Acısını akıtacak bir şeylere ihtiyaç duyar, canını yakar, ağzında kalan yarım sözleri döker, bu kötü günlerin nişanı olarak taşır dövmesini. Dövmenin konuştuğum hemen her dövmeli kadında esas olarak acı ve özlem yerine konulan bir teselli sebebi olduğunu gördüm.
Bu noktada bizim genel dövmeci bakış açısından artık kesin olarak uzaklaştığımı artık daha farklı baktığımı kesin olarak söyleyebilirim. Türkiye’deki kendini elit gören çoğu dövmeci deki yaygın görüş şudur; kendince anlamsız olan sözleri, eş, sevgili isimlerini, manasız şekilleri, ulu-kutsal sayılan isim ve sembolleri, ideolojik yazı ve sembolleri dövmeci kendince ‘ilkesel’ bir sebeple yapmaz, dövmelemez. Bir de kararsız olan kişileri hemen geri gönderir. Bu bakış açısı en genel anlamda doğru gibi gözükebilir ve birebir uygulamada değişkenlik göstererek benimsenebilir. Yani bir estetik doktorunun genel etik kurallarına uyması gibidir bir yerde. Kişinin psikolojik olarak kaldıramayacağı bir uygulamayı, yine size gelen o kişinin yaşına, mesleğine, sosyal konumuna bakarak karar verip öncelikle kişinin beden ve ruh sağlığının bütünlüğünü korunması esas alınır. Ama karşınızdaki kişi belli bir yaş ve tecrübe ile gelmişse, kendi iç dünyasında taşıyabileceği bir değişimi istiyorsa artık sizin kişisel düşüncelerinizin önemi yoktur. Bana göre bu kişinin kendi seçimidir, kendi özgür iradesidir, tabii beden sağlığını tehlikeye atmadığı sürece. Şimdi estetik cerrahtan benzer bir alana dövme sanatçısına gelelim. Estetik cerrah kişinin bedeninde estetik düzenlemeler yaparken, dövme sanatçısı da beden üzerinde (deri üzerinde) sanatını gösterir görsel çizimler uygular. Yani estetik açıdan uygulama biçimi benzerdir.
Dövme sanatçısı kişinin bedeni üzerinde ne kadar söz söyleme, karar verme hakkına sahiptir? Çoğunlukla daha dövme yapılacak kişiyi görmeden ilkelerini koyup, saçma saydığı, zararlı saydığı şekil ve yazıları yapmamayı kendisine ulvi görev saymıştır. Bunu da özellikle basın vb. aracılığıyla duyurur ki kendisinin ne kadar ‘saygın’, ne kadar ‘elitist’, ne kadar ‘etik’ değerlere sahip olduğu bilinsin!
Ben bu hapishane dövmeleri araştırmasında gördüm ki insanların en özgür olduğu alan yine kendisi ve kendi bedenidir. Burada da toplum baskısı olsa da kişi kendi bedeni ile ilgili hala kendisi karar verebilecek güçte ve bu onun son kalesi. Tabi bu son kaleyi kendi iraden ile özgürce kendi seçimlerine göre kullanmak bile cesaret işi. Örneğin saçının farklı kestirdiğinde bile yakın çevrenden başlayarak yargılandığın toplum içinde bedenin üzerinde söz söylemen pek de kolay değil. Neyse ki insanlar, azda olsa bu cesareti hala gösterebiliyor.
Ve cezaevi, bu cesaretin artık korkusuzca sergilendiği istisna yerlerden biridir. Bırakalım (dövmeciler vb.) yüksek ahlakımızı! Bizim yüksek ilkelerimiz kim için ve neyi belirliyorlar? Ve biz kimiz ki başkalarının sesi, sözü üzerinde o bireyin özgür düşüncesi üzerine ahkam kesiyoruz? Bırakın insanlar kendisiyle ilgili bir kez olsun kendisi karar versin. Ve biz dövmeciler sadece onu işleyen, sanatsal açıdan iyi yansıtanlar olalım. Elbette onların ruh sağlığını yüzde yüz olumsuz etkileyecek uygulamalardan bahsetmiyorum, sadece elitist bakış açımızdan bahsediyorum.
Nimet ARIKAN
AMAZON DÖVME
Paylaş:
__________________
Dream Tattoo & Piercing
sorularınız için
0216 347 59 53 -0532 417 17 89
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




WEZ Format. Şuan Saat: 09:07 AM.
Bu sistem vBulletin™ alt yapısına sahiptir, Version 3.8.7 kullanılmaktadır.
 Telif hakları, Jelsoft Enterprises Ltd'e aittir. ©2000 - 2018
vBulletin Support by Mesut DOĞAN Dövme Tattoo Dövme modelleri Tattoo

 


Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0